NefRonX
Site Yöneticisi
4. Sınıf
   
REP: 352
Çevrimdışı
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 13951
Bedenim Yorgun Ruhum karanlıklar altında!
|
 |
« : Ağustos 08, 2006, 11:30:18 ÖÖ » |
|
Uzmanlarca ‘Öğrencilerde Stres Oluşturan Unsurlar’ konulu bir araştırma yapılıyor. Peki sonuç nasıl çıkıyor? Sizi merak ettirmeden cevabı vereyim.
Araştırma sonunda stres unsurlarının başında ‘kuşak çatışması ve ailevi sorunlar’, daha sonra ‘baskı altında olma’ ve en son ‘ders başarısızlığı’ geliyor. ‘Nesillerin birbirini anlamada yetersiz kalması, birbirlerinden bekledikleri davranışları görememeleri ve ilişkilerde ortaya çıkan kopukluk’ olarak tarif edebileceğimiz kuşak çatışması, anne babalar tarafından ancak çocukları ergenliğe adım atıp kendi kontrollerinden çıktıklarında fark edilir. Oysaki kuşak çatışması yüzyıllar öncesine dayanan eski bir durum. Binlerce yıl önce Mısırlıların papirüslere çocuklarıyla yaşadıkları kuşak çatışmasını yazdıklarını biliyor muydunuz? Tüm bunlar bize kuşak çatışmasının kaçınılmaz olduğu kadar her ebeveyn ile evlat arasında yaşanabileceğini ispatlıyor. Peki iş ne zaman çığrından çıkıyor? Ebeveynler gençleri sert ve anlayışsız tavırlarla, nasihat dolu eleştirilere boğduklarında iş içinden çıkılmaz bir hale geliyor. Arkadaşlarıyla daha sık vakit geçiren ergen “Ben kimim, kim gibi olmalıyım?” sorularına yanıt ararken, ailesinin bu tür olumsuz davranışları karşısında boyun eğmek yerine asi tavırlar takınıyor ve aileden kopuş başlıyor.
Kuşak çatışması en çok ergenin “eve dönüş saatini geciktirmesinde, ders çalışmaktan çok eğlenme ve gezip tozmaya vakit ayırmasında, giyim ve konuşma tarzında, arkadaş seçiminde, büyüklere saygı, gelenek-göreneklere uyma konusundaki tutum ve davranışları”nda kendini gösteriyor. Ebeveyn bu konudaki sıkıntısını “Biz gençken hiç böyle miydik, azıcık oturaklı olsalar ne çıkar?” gibi sözlerle ifade ederken, ergenler de “Onlar gibi eski kafalı mı olalım, hiç genç olmamış gibi davranıyorlar, azıcık anlasalar ölürler mi?” gibi şikayetlerle dile getiriyorlar. Peki ‘kuşak çatışması’nı ‘kuşaklar anlaşması’na çevirmek ve bu süreci en az zararla yaşamak için neler yapılabilir?
Öncelikle ‘gençler bilse, yaşlılar yapabilse’ sözü her iki tarafın da kulağına küpe olmalı.
Tüm istek ve hayallerinin ‘hemen’ gerçekleşmesini isteyen ergenler, bu konuda daha makul olmaya çalışmalı, ebeveynlerse ergeni ‘dünkü çocuk’ değil, ‘yetişkinliğe doğru yürüyen özgür bir birey’ olarak algılayıp, onlardan bekledikleri saygı kadar, onlara da saygı göstermeli.
Aile toplantıları alışkanlık haline gelmeli ve genç-yetişkin her üyenin fikrine değer verilmeli.
Ebeveynler doğru davranışları öğütlerle tebliğ etmek yerine, temsil ederek örnek olmalı.
Ergenlerin anne-babalarından bekledikleri en önemli iki şey: Anlayış ve koşulsuz sevgi. Ergenler her ne kadar hırçın ve asi davransalar, arkadaşlarıyla ailelerinden daha çok vakit geçirseler de ebeveynlerinden gördükleri anlayış ve koşulsuz sevgi onları frenleyecek ve doğru davranışlara yönlendirecektir. Ergenler, sorunları olduğunda anne-babalarını karşılarında değil de yanlarında gördüklerinde bu çalkantılı süreç daha kolay atlatılacaktır.
29.07.2006 FATMA YAŞAR - Rehber Psikolojik Danışman
|